17 Haziran 2018 Pazar

içinden git diyorsun, duyuyorum

balkonun demirinden uzattığım ayaklarımı kendime çektim
kenarını kıvırdığım kitabı açtım
'keşke şimdi bu satırları okurken uzatsan da ellerini,
silsen gözyaşlarımı.'
sonra kapattım kitabı.
köhne evimin küçük balkonunda
kendime yetecek kadar yerinde oturuyorum
herkesi geçiriyorum aklımdan
her şeyi düşünüyorum
dünyaya hiç gelmemeyi diledim mesela ilk
ardından ağlaya ağlaya sigaramdan içtim
kendime kızdım
insanlara kızdım
en çok tanrıya kızdım,
sonra sana.
güneş yerini aya bıraktı ilk,
bulutlar üzerimden uzaklaştı.
sonra balkonun demirliklerinin kısa olduğunu fark ettim.
çok üşüdüm.
buruk bir şekilde gülümsedim
korkuyorum,
bir gün şu balkonun demirliklerinden hiçbir şeyi düşünmeden atlamaktan,
çok korkuyorum
az kaldı ama
ya gideceğim, biteceğim.
ya da kalıp biteceğim.
artık fark etmiyor
çabuk ol,
tırnaklarım etimi kesmeye başladı
dudaklarım kanıyor.
beni çek bir tarafa
çok gülünç
onu da beceremiyorum
kısa vakit,
bitik kelimeler
lügatımı sıfırladım, dilime mühür bastım
kulaklarımı kapatmadım ama
cümlelerin kulağıma değdikçe acı çekiyorum
acı çekmek hoşuma gidiyor
baştan aşağıya tirtir titriyorum
ölümcül bir hastalığa kapılmış, umutlu birini canlandırıyorum
neyse, vaktini boşa harcıyorum
başta düşüncelerim, 
zihnim ve bedenim senin olsun
taşımakta zorlanıyorum.

23 Mayıs 2018 Çarşamba

gökyüzü ve yeryüzü

-bir kez anlatacağım bu hikayeyi Zeyna, o yüzden iyi dinle

"bir kadın ve bir erkek rastlaştılar,
geç mi erken mi bilinmez.
erkek havada asılı kalacak iken kadın gelmişti.
kurtarmıştı onu, boynundaki ipi çıkartmıştı
sarılmıştı sıkıca, yaralarını kapattığını düşünmüştü
çok sıkı sarılmıştı, ısınsın buz tutan yerleri diye
sonra beraber yürüdüler,
çok güldüler,
çok da güldürdüler.
zaman geçti
geçerken götürdüğü,
geri getirmediği şeyler oldu.
ama ne kadın ne de erkek farkındaydı bir şeylerin."

-kahve yapacağım kendime içer misin?

- devam et lütfen

"sonra solgun bir hal aldı çehreleri,
tebessüm ettikleri anlar azaldı,
gürültü baş gösterdi.
kocaman, hiddetli ve etkili bir gürültü.
sonra sessizlik hakim oldu.
bu kötü bir şeydi Zeyna, fakat ikisi de farkında değildi henüz.
kadının gözleri acımaya başladı
ve düşündü.
çok düşündü,
kimsecikler yokken düşündü.
çok ıslandı yanağı ama kurudu.
kuruyan tek yanağı değildi, duygu ve hisleri de kurumuştu.
kadın düşünmeye devam etti ve sonra
bir yol buldu.
bu yolu bulmasını erkek sağladı, habersizce.
sonra dinmeyecek bir fırtınanın içine girdi ikisi de
ancak öyle alışkınlardı ki savrulmaya ve sürüklenmeye birbirlerinden uzak,
fırtınanın varlığı onları etkilemedi.
en son
kadın başını alıp gitti,
erkek ile rastlaştığı ilk yere çevirdi adımlarını,
boynuna astı ipi
çok bekledi,
erkek gelmedi.
sonra kadın gitti geri dönüşü olmayacağı yere,
erkek zaten gelmemişti
hikaye böyle bitti."

14 Nisan 2018 Cumartesi

mayıs klasiği


birisini seviyorum,
değer veriyor, kaybetmekten korkuyorum
ellerimiz değiyor birbirine,
mutlu oluyorum.
bana uzak durduğunu hissettiğimde,
tutamıyorum kendimi,
karşısına ağlıyorum.
siliyor göz yaşlarımı,
'ağlama' diyor.
o da beni seviyormuş,
öyle söylüyor
ama belki de sevdiğini sanıyor.
ona şiirler yazıyorum,
yazdıklarımı okuyorum,
bana aldığı kitabın arasına dolduruyorum yapraklarımı.
gozlerine bakıp, elini okşuyorum
boynunu öpüp, göğsüne uzanıyorum
birisini seviyorum,
o da beni seviyor
belki de yanılıyor.
elini tutmazsam fark eder sanıyorum
bu kez de ben yanılıyorum.
şiirler yazmayı bırakıyorum,
yazdıklarımı da okumuyorum.
sigara içerken bakmıyorum artık ona,
izlemiyorum eskisi gibi,
bana bakmayışını görmek yoruyor çünkü.
fark etsin diye yalvarıyorum içimden ona
fakat fark etmiyor.
günden güne yolunu değiştiriyor,
adını,
huyunu,
bakışını.
o buna itiraz ediyor.
göğsüne uzanmıyor, elini tutmuyorum
o dahil hiç kimseye gülmüyorum,
o da ben hariç herkese gülüyor.
sanırım aylar onu götürürken sevgimi bırakmış
kaybetmiş o da
kaybetmediğini düşünmüş.
bu ilk olsaydı ağlardım.
sonra boşverebilirdim.
yalnız,
bu ilk değil.
eriyorum günden güne,
sürem doluyor gittikçe
ve sökükleri dikmek yerine, öylece bırakmayı tercih ediyorum,
olur da dikmeyi düşünür diye.
güneş batmaya yaklaştı,
bende pencerenin önünde üşüdüm,
çayımı zaten soğudu,
sigaram bitti,
kalemim desen,
kırık.

5 Nisan 2018 Perşembe

şimdi bana şiir oku desem, okumazsın biliyorum

yutkunmak,
zor bir eylem değil,
eğer aydınlık bir ortamda,
düşünceler tarafından ansızın sıkıştırılmamış iseniz.
yutkunmak,
zor bir eylem değil,
eğer sigaranız kendiliğinden sönmemiş,
bir şeyler yazarken parmak uçlarınız sızlamamış ise.
yutkunmak,
zor bir eylem değil,
dinlediğiniz müzik, anılar ile gözünüze perde gibi inmemiş,
çayınız soğumamış ise.
yutkunmak,
zor bir eylem değil,
bir kitabın satırlarında takılı kalmamış,
dalıp gitmemişseniz
yutkunmak,
zor değil,
dışarıdan çok iyiyseniz,
kendinizi siz bile tam anlamıyla görmemişseniz.
aslında,
yutkunmak bir deva.
eğer yutkunamıyor iseniz,
Nilgün Marmara'dan başlayın,
çünkü o her şeyin farkına erken varanlardan;
" Ve ben sana artık 'iç sızım' adını verdim. Çünkü ben ne zaman ki gökten yeryüzüne savurduğun parçacıkların üzerinde yürüsem, topuklarıma batıp yüreğimi acıtıyordu."

şimdi beni dinle olur mu,
kelimelerim ve cümlelerimi dinle bir kez.
yutkunmak zor eylem.
en çok kendine zor insanın,
en çok kendi canını acıtır.
su da yoktur ki içesin.
boğazını yırtmasını hissedersin,
yanmasını,
terk etmeyişini.

sen benim yutkunuşlarıma neden olmuş genç oğlan,
sanırım ben kendimden gidiyorum yavaş yavaş,
bu bir miktar senden de gitmek.
üzgünüm,
çok uzun yazmışsın bu kez yazını,
okurken öldüğümü hissettim.
ruhum sana emanet,
ona kırmızı şarap ver,
ona biraz şiir oku,
sokaklarda dolaşın beraber.
hoşça kal,
hoşça kalın.

31 Mart 2018 Cumartesi

baharın hasretinden olsa gerek

sessiz olun lütfen
onu duyamıyorum,
gördüğümde meçhul.
penceremin kenarındaki fincandan dumanlar yükseliyor
kasvet basmış yine,
duvarlar sessizliği tercih ediyor
küllükte ki sigara sönmüş,
perdeler boyun bükmüş,
yağmur damlaları sert çarpıyor cama,
gözlerim yorgun, göz kapaklarım bitkin
kitapların sayfaları açılmış belirsizce,
yazıların rengi solmuş
kahve damlamış satırlara,
yıpranmış sanki biraz.
kapıyı birisi zorlamış, açamamış aralık kalmış
ayaz girmiş içeriye
rüzgar çıkmış.
ellerim morarmış soğuktan,
üşütmüş bedenimi,
dudaklarım çatlamış,
düşüncelerim kaçış planı hazırlamış.

18 Şubat 2018 Pazar

şubat bitiyor

göğüs kafesimde ki ağrının sebebini bilmiyorum
akmak için can atan göz yaşlarıma bir ton küfür yağdırıyorum
sahnede herkes pür dikkat izlerken beni
mikrofona yaklaştım
bir şekilde zapt ediyorum,
kendimi ve düşüncelerimi.
gözlerim dalıyor insan kalabalığına,
ve yazmış olduğum dizelerin birine başlıyorum.
"durgun bakışların,
griliğini bozmuş.
söylesene çocuk,
sana ne olmuş!
bir iki kelam et,
yalvarırım.
söylemeden geçemeyeceğim,
ne büyük haz,
göz yaşlarının sebebi olmak.
üzgünüm, bu delilik
çıldırırcasına içine hapsolmak
zincirlemek sana kendimi.
belki bir gün diye başlıyorum satırlara,
çünkü söylerdik biz
o dik bakışlı insanların karşısında
belki bir gün diye,
çığlık atarcasına.
belki
bir gün,
çıkmaz olduğunu bildiğim bir yola saparım
şayet, 
belki bir sis
ya da bir arnavut kaldırımı,
rast gelmemizi sağlarsa
vakit akşam üstü olsun
gün batmış,
gürültü dinmiş
insanlar gitmiş olsun.
bildiğim bir sokak lambası var
dibinde uyuyan bir köpek.
tam orada,
solgun teninin 
bana vermiş olduğu izin ile
dudaklarımla
yumuşakça öpmek isterim seni,
bu duygularını da öpmek demek.
kalp atışlarını işitecek o sıra kulağım,
tedirgin ve heyecanını hissedeceğim ellerini tutunca,
yağmur yağacak.
ıslanmayı seviyorsun ya sen,
tanrının sana bir armağanı olacak bu.
bilmiyorum, belki de bu armağan banadır.
ama bir isteğim var
küçük bir istek.
boğazımdaki kuruluğu gider
çünkü o kuruluk yutkunmama izin vermiyor
bir iki cümle bahşet,
dudaklarından dökülecek tüm kelimelere talibim,
her heceye razıyım.
bana bir şeyler söyle,
bu baharın kalıntıları hakkında olabilir,
ya da içtiğini sigaranın markası hakkında.
yaşanılanları boşa çıkartmayacak bir iki cümle söyle.
konuşmamı sağlayacak bir şey,
çünkü boğazım acıyor,
göğüs kafesimden bahsetmiyorum bile.
vereceğin bir iki cümle
su gibi gelecek kuraklığıma."

25 Ocak 2018 Perşembe

karanlığı soluyorum

zifiri bir karanlık var düşüncelerimde
bulunduğum cadde sisli
nerede bu sokak lambası,
nerede yağmur damlaları
gök gürültüsünün sesi kulaklarıma doluyor
yankı yapan bağırışlar mevcut
zihnim korkutucu
biraz da kalabalık
ellerimle etrafımı yokluyorum
adım atmaya korkan ayaklarım
titremeye başlıyor
dizlerimin üzerine eğiliyorum
kulaklarımı kapatıyorum
kahkahaların artması kafamdaki seslerin artmasına yol açıyor
duymak istemiyorum
kulaklarımı kapattıkça şiddetleniyor sesler
birileri yaklaşıyor
ve görüş açıma giriyor birkaç çift ayak
birinin beni çekip kurtarmasını diliyorum