13 Şubat 2019 Çarşamba

sukutuhayal

bu gece bütün şiirlere kavgam var,
bütün türkülere, hikâyelere...
sarhoşluğa meyilim var,
ayakta durmak istemiyor gibiyim.
kendimizi yermeyi severiz biz,
ağlanacak halimize gülmeyi...
dirençsizim gerektiğinden fazla.
şu sıralar ruhen perişan vaziyetteyim.
ağıza alınmayacak özlemler biriktirmişim,
bir iki biraya devrilir gibiyim.
senden duyduğum kelimeleri başkasından duyuyorum şu sıralar.
senden önce kendime yenildiğimi bir kez daha anlıyorum.
hayal etmek, canlandırmak istemiyorum seni gözümde
çünkü sen bana meşru değilsin.
zaten bende pek ayık değilim.
üzerimde anıların yorgunluğu var.

7 Şubat 2019 Perşembe

bitap

hiçlik kıyısındayım.
bildiğim bir türkü var,
ağzımın içine doluşmuş nükteler, ezgiler...
gök karanlık
yıldızlar var sayısız.
biraz solda mars,
az ileride akşam yıldızı.
onlara yüklüyorum kelimelerimi, heceleri.
parladı bir yıldız,
sonra söndü.
derdi ne bu yıldızların,
göğün karanlığının,
benimle derdi ne?
neden sığ kaldı düşüncelerim,
ellerim neden boş,
neden hala gelmedin?
umudunu yitir der gibi gelmeyişin,
söndür gözlerindeki deli parlaklığı.
hayır, yapmayacağım.
sen sebebiyle bir kez daha yanılmak istemiyorum.
özlem ateşinde yanmayı hiç istemiyorum.
saçlarım uçuşuyor rüzgarda,
saçlarımı kokluyor rüzgar.
yere dökülüyor birer birer saç tellerim,
aşağıdan uğultuları geliyor,
kahkahalar, hıçkırıklar...
rüzgar onları da savuruyor.
hepsi yok oluveriyor aniden.
ayazın seslenişi ensemi üşütüyor,
ürperiyorum.
şaha kalkıyor tüylerim ve kesiliyor nefesim.
yakınlarda seni görüyorum, bana bakıyorsun.
yüzün donuk,
saçların uzun,
göz altların geçmiş.
uykusuz mu kaldın acaba,
ya da çok mu ağladın, bilemiyorum.
bu yüzden mi kızardı acaba gözlerin.
üzerindeki gömleğinin düğmeleri açık,
yine başıbozuk gezer gibisin.
ellerin var bir de bana uzanmaya çalışan.
acele et lütfen,
gök aydınlanmak üzere.
geç kalmış olabiliriz el ele tutuşmak için.
geç kalmış olabiliriz yıldızları izlemek için.
güneş doğmaya yüz tuttu.
kuşların kanat çırpışının sesleri kulağımda.
zaman hızlı geçiyor.
sen hala yetişemiyorsun ellerime,
sen hala yetişemiyorsun bana.
gök turuncu,
gök kızıl,
gök lacivert.
yine akşam oldu.
yine havada bir hengame.
ay çekiliyor şimdi kenara, yıldızlar baş gösteriyor.
bir işaret bekliyor şimdi yıldızlar benden, bizden.
sen geriye çeviriyorsun adımlarını.
hızla uzaklaşıyorsun çevremden.
gittikçe ufalanıyorsun.
yıldızlar küs, yıldızlar kırgın.
artık ne kafamı yukarıya çevirmeye yüzüm var,
ne de karanlığa kalmaya.
artık bende fazla durmam burada.

25 Ocak 2019 Cuma

soluk günler

yazdım yazdım sildim.
tam anlamıyla dile getiremedim,
içimdeki zift gibi olmuş duyguları.
dökemedim beyaz kağıda,
bıraktım uluorta.
sıcak rüzgarlarda yürüdüm yol boyu.
kuşların semada uçuşunu seyrettim.
kar yağarken güldüm,
yağmur yağarken ağladım.
altını çizdim okuduğum her kitabın,
seni anımsatan kelimeleri karaladım.
çocuklarla saklambaç oynadım,
kayboldum aranırken.
sobelenmedim hiç, olduğum yerde kaldım.
saçlarımı da tırnaklarım gibi kısa kestim.
akşam vakti pencerenin önünde bittim.
çay demledim iki kişilik,
tek kişi oturdum içtim.
..
gökyüzüne anlattım içimdekini,
beyaz bulutları kapkara ettim.
kağıtların dili olsa,
bulutların,
kaldırımların,
caddelerin...
ya da benim bir dilim olsa da konuşsam,
sayıp döksem ağzıma geleni,
sıkıldım desem mesela,
bir şey yapmamaktan sıkıldım.
ellerimin arasından kaçırdığım,
göğsümdeki delikte yaşayan,
o güzel güvercini kaybettim.
göç vakti diğerlerine karıştı o da.
gökyüzüne kavuştu.
peki ya ben?
ben ne vakit kanatlarımı çırpacak gücü bulacağım kendimde?
hiçbir zaman.
hep yorgun yaşayacağım bu hayatı.

13 Ocak 2019 Pazar

mayhoşum şu sıralar

bazen oturup düşünüyor,
düşünmeyi unuttuğu şeyleri.
dudakları yukarıya doğru kıvrılmıyor,
fakat olsun.
yanakları ıslanmıyor.
kırık bir çerçeveyi onarmak yerine çöpe atıyor.
çünkü hiçbir şey,
eskisinin yerini tutmaz,
bunu artık biliyor.

1 Ocak 2019 Salı

manidar

nabzımı yokluyorum arada.
durmuş olabilir, 
farkında olmadan ölüyor olabilirim.
bir yolun ortasında durdum, 
nabzımı yokluyorum.
güneş de vurmuş saçlarıma,
ölüm şimdi güzel olurdu...
içimde bir tartışmadayım, 
hararetli bir tartışma.
ne sus diyebiliyorum 
ne de susabiliyorum.
bazen ağlamaklı oluyorum 
ama gülümsüyorum.
bazı bazı yollardan geçiyorum,
asfalttaki beyaz çizgileri izliyorum kaldırıma oturup.
bazı bazı kararlar alıyorum,
yakıştıramıyorum kendime bu kadar gaddar olmayı.
sesine ve sana kavuşmayı istemiyorum,
sana dair ufak bir şey bile istemiyorum artık.
zaten öyle bir hal aldın ki bende,
ara sıra seni unutmayı diliyorum.
çöp kutuları ve sokak hayvanları ile sohbet ediyorum serin akşamlarda,
ara sıra yokluyorum oturduğum bankı,
izmaritleri,
yağmur damlalarını.
içimdeki o küçük çocuğu serbest bırakıyorum ara sıra,
unutmak istiyorum acı nedir, sevgi nedir
salçalı ekmek yemek ve misketlerimle oynamak istiyorum yalnızca.
başaramıyorum ama.
o küçük çocuk da karanlıkta kayboluveriyor,
elindeki cam misketleri yollara saçarak.
vakitle de aram iyi değil,
hep geç kalmış gibi hissediyorum.
içtiğim içkiyi tükürüyorum,
tat alamıyorum bir şeylerden.
iştahsız ve huysuzum.
bu sefer bir hayli yorgunum,
sadece yere yığılmak,
küçülmek ve ufalanmak istiyorum.

14 Aralık 2018 Cuma

sonrasında

kitapların tozlu sayfalarında bıraktım hislerimi,
yazdığın o güzel mektubun içine koydum gözyaşlarımı.
kaldırdım rafa hepsini.
insanlarla gülüştüm epeyce,
müzik dinledim durmadan.
sigarayı azaltacağıma dair karar aldım,
alkole hasret çekiyorum.
sırf raftakileri indirmekten korktuğum için içmiyorum.
korkuyorum evet.
tesadüflerden, satırlardan, hatıralardan korkuyorum.
bir adım ilerleyip bin geri gelmekten korkuyorum.
rüyalarımı yönetemiyorum bir tek,
ona da razı geliyorum.

7 Aralık 2018 Cuma

durmaksızın

gözümdesin,
hayalimde.
bu vakitler biraz her yerdesin...
az evvel kokun geldi burnuma,
bunu kağıda dökmek zor.
çünkü anlatamıyorum artık seni,
sana dair her şeyi.
kelimeler sırt çeviriyor bana,
kalemimin ucu hep kırılıyor.
sen şimdi kokunu dağıtıyorsun ya hani,
bahşediyorsun ona buna.
nasıl kıskanıyorum bir bilsen.
nasıl canımı acıtıyor ulaşamamak sana.
inan anlatamıyorum seni,
gözümde çiziyorum özenle.
gözlerim, senin için doluyor
yalnız sana karşı savunmasız kalıyor.
sevgim kadar kızgınlığım var,
yanımda olsan da hırpalasam seni,
karşıma alıp bağırsam, sorgulasam keşke.
yavaşlıyor bedenim, yavaşlıyor zihnimdekiler.
koşamıyorum artık.
çünkü sokağım çıkmaz, biliyorum.
umutlarımı tüketiyor, yolun başından geri dönüyorum.
yokluğundan herhalde,
bu kış biraz daha soğuk geçiyor.
sokak lambaları üşüyordur,
kaldırımlar, 
üzerinden arabaların geçtiği o sıcak asfalt bile.
tir tir titriyordur hep.
bende soğuğa aldanmadan açıyorum ceketimin düğmelerini,
karşı koyuyorum havaya,
rüzgâra,
sana.