21 Ocak 2018 Pazar

engebeli yolun ortasındayım

yola çıkıyorum,
uzun bir yol.
pencerem yola bakıyor.
diğer taraf dağların karanlığı.
akıp giden yolu izliyor gözlerim.
yolun üzerindeki çizgiler hızla geçiyor gözlerimin önünden.
takip edemiyorum.
hiçbir şeyi.
kulağımda bir kulaklık,
farklı farklı sesler.
avuçlarımın arasında sıcak kahvem var.
uzun virajlardan,
uçurum kenarlarından geçiyorum.
otobüsün içi sessiz.
herkes uyumuş.
ben ise yolu izliyor,
düşünüyorum.
camın yansımasında beliriyor yüzün.
uzunca izliyorum seni.
tenine yakışan sakallarını.
kıvrılmış dudaklarını.
derin nefes aldım.
gözlerimi kapattım.
yanımda bulunan çantamdan kalem ve kağıt çıkarttım.
aklıma gelen sesini karaladım kağıda.
düşüncelerim git gide büyüyordu.
zapt etmek ne mümkün!
beni geçmişe sürüklüyorlardı
ve engel olamıyordum.
bağırışlar ve çığlıklar.
bir yandan deli gibi bir tutku.
bir yandan nefret edercesine haykırış.
kuruyan dudaklarımı ıslattım,
terlemiştim.
ağzıma gelen tuzlu ter
biraz daha sakin düşünmem gerektiğini söylüyordu.
yolu izlemeye koyuldum tekrar.
sonra kağıda yazdıklarıma baktım.
kalemi tutmak istemiyordum.
kırıp parçalara ayırabilirdim kalemi.
böylece sinirimi biraz daha azaltabilirim.
büyük bir yanılgı içerisinde olduğumu fark ettim.
yazmak bana göre değilmiş,
kelimelerim tükendiğinde anladım.
binlerce şey var kafamda.
ağırlık yapan çok düşünce var.
yazmayı bırakıyorum.
anlatmayı deniyorum.
ama anlatsam uzun sürer diye başlayamıyorum.
bende kalemi parmaklarımla buluşturmaya pek hazır değilim.
bir süre sonra hiçbir şey yapasım gelmiyor.
koltuğa oturup saatlerce vakit geçirebilirim.
ayakta uyumaya alışan bünyem,
beni yorgun kılıyor.
diriltmiyor hiçbir spor bedenimi
ya da ruhumu ayağa kaldırmıyor şarkılar.
aynı saatte,
aynı yerde.
mahallenin küçük çocuklarını seyretmek,
çocukluğumdan bir parça getirmiyor bana.
tam tersine,
götürüyor.
kaldırım taşlarını mesela,
tebeşiri.
dizi ve kolumdaki yaraları.
toza bulanmış ellerimi.
dağılmış ve dolaşmış saçlarımı.
yırtık terliğimi.
hepsini götürüyor benden.
onlarda hazırmış gitmeye.
bir itiraz bile etmiyorlar.
öyle işte.
aklıma not etmem gereken bir şey var.
mecal bulabilirsem eğer,
yüzüme soğuk su çarpacağım
ve sonra rüzgarın karşısına geçeceğim.
otobüsün rahatsız koltuklarında kıpraştım.
kahvemin son yudumunu içtim.
devam ettim yolumu izlemeye.
tekrar geldin.
camdan yansımanı izledim tekrar.
etraf karanlık.
beni sevsen gitmezdin diye düşündüm.
bunu tartışıyorum kafamın içinde.
çünkü bir insan sevdiğine ihanet etmez.
seviyorsa eğer,
başkası ile birleşmez elleri
ya da dudakları yabancı bir teni öpmez.
boşuna yıpratıyorum kendimi.
git şimdi o camın önünden.
silikleşti zaten görüntün.
uyuyanlara baktım.
yarı açık gözler.
garip sesler.
tekrar döndüm yola.
uyku pek bir işe yaramıyordu.
ağlamak da.
sigara içmek de öyle.
alkol almak da adam etmiyordu insanı.
hatta dibine kadar iç,
yık,
dağıt ortalığı, bünyeni.
istersen feryat figan bağır,
çıkartmaya çalış içindeki şeyi,
beceremiyordun.
camda garip bir silüet belirdi.
sen misin o?
eğer sen isen son kez dinle.
ihanetin telafisi olmaz.
oluyorsa,
çok sevgidendir.
kör etmiştir o sevgi gözleri.
bağışlayıcısındır.
gözlerini değdir gözlerime.
sakın başka yere bakma.
aç kulaklarını.
ihanetin telafisi olmaz.
ne gerek var başkasının göğsünde uzanıp huzuru hissetmeye.
hiç gerek yok.
yaşam devam ediyor.
vakit sormuyor ne zaman durup ne zaman ilerleyeceğini bize.
dünya dönüyor.
sende git şimdi.
gelmedin zaten.
benim için geleceğini de sanmıyorum.
o yüzden pek bir beklentim yok.
umudum ya da.
bulunmuyor bende.
kafamı önüme çevirdim.
gözlerimi kapattım.
açtığımda insanların bana yukarıdan bakmasını diledim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder